March 12
Alıntı
BACIMIN BAŞ ÖRTÜSÜ GÜL KOKAR

Bacılarımızla uğraşanların kalpleri örtülü,bacılarımız ise başları örtülü Gül yüzlülerin kirini gülsuyu kokan gözyaşları alır...Ve damla damla gül dökülen ellerde gül kokusu kalır...
Tohumu eken bilir,
Göz yaşın döken bilir,
Gül kadrin diken değil,
çileyi çeken bilir,
Ve ey gözyaşım,
Bulutuna sadık yağmurlar gibi gel, ve kadim bir dostu uğurlar gibi git,geceyi içine döken tomurcukların yeşiliyle gel; goncayı açılsın diye bekleyen bülbülün diliyle git,bülbüller konan dallarda yaprak gibi gel, ve derinlerde bendini yıkan bir ırmak gibi git.Pişmanlık dolu yüreklerden sancılarla git...
Ve ağlamaktan korkma gözüm!..Ağla ki kirlenmiş olan vicdanın gözyaşınla yıkansın.... Ağlamak hassas ruhların ferahlama gayreti ve vicdan da yanan ateşi göz yaşlarıyla söndürme hamlesidir.
MADEM Ki GöZYAşI BiR KUTLU DEMDiR...AğLAMAYI BiLEN GöZLER içiN O BiR ERDEMDiR..
Bir ateş düşünün, dumanı âh ile çıkar da külleri göz yaşına karışır ya Hayat bir mum alegorisidir hani, mumun başındaki yanış gözde yaş olur da gözyaşı alevle barışır ya Alev can ipliğini yakınca, acıdır ki, bedenini eritir de mumun, su ile alev birbiriyle yarışır ya
Gözyaşıdır ki yıkayarak yakar, yakarak yıkar. Arıtır ve eritir; temizler ve gizler Fazilettir,diyettir.Bu yüzden denilir ki gözyaşı yiğitler kârıdır ve civanmertler vakarıdır.
şaire unuttuğu mısrayı bir gözyaşı hatırlatır, şehrazad üveyikler uçuran acıları bir gözyaşı anlatır. Sancılı damarlarda ölümcül çılgınlıkları gözyaşıdır okuyan satır satır. Toplasan gözyaşlarını âşıkın, dalgalı bir deniz olur; süzülürken bağrından, yakar geçer iz olur. Yalnız doğar gibi her insan, yalnız akar her damla ve yağmur yağmur gözyaşıyla ıslanır nisan.En son, yağmur kuşları konar kuşpalazı çocukların salıncaklarına, gözyaşı şefkat olur.
BENiM DAVAM BEşERi DEğiLKi üMüDiM KIRILGAN OLSUN
Bütün boşluklarını sen doldurdun ömrümün söylenmedik sözler yerine sen vardın yanımda. Sevdaya dair yeminlerden sonra sen vardın. Köhne zamanın direnci adına, acı çağların yaşlısı ve genci adına yine sen vardın. Dikenler gülden habersiz iken, gözler dilden de fersiz iken; zamanından geriye düşmüş acılar için, mânâda biçimleri yitiren sancılar için; aynalarda eriyen sırlardan taşarak, ucu kıyamete çıkan asırları aşarak; gerçekten daha gerçek kelamlarda ve Güzeller Güzelinden vuslat müjdeli selamlarda sen vardın Hep sen vardın...
Bir gözyaşı, gül mevsiminde güle karşı akarsa aşk olur adı; sevgiyi damıtır en derin yerinden. Suçlardan sonra tenha gecelerde akarsa tevbedir tadı; gönülleri arıtır en kara kirinden. Madem ki gözyaşı bir kutlu demdir, elbette bir erdemdir.
Bir gözyaşı, bir cevherdir ateşten kaynayan ve alev gibi yanan. özü sudur ama avuçta bir yalım, gönülde bir yangin olur.
Güzel gören güzel düşünür.Güzel düşünende hayatından lezzet alır...
Alıntı
PEYGAMBER EFENDİMİZ(S.A.V.) BUYURUYOR Kİ !
Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki:Namaz, yüce ve büyük olan ALLAH'ın rızasını kazandırır. Meleklerin sevgisine nail eder. Peygamberlerin yoludur. Mârifet nurudur. îmanın aslıdır. Duanın icabetine vesiledir. Amelleri makbul kılar. Rızka bereket getirir. Vücuda rahatlık verir. Düşmanlar üzerine silahtır. Şeytanı uzaklaştırır. Ölüm meleği ile musallî arasında şefaatçidir. Kabirde kandildir ve orada yaygıdır. Münker ve Nekir meleklerine cevaptır. Kıyamete kadar kabirde can yoldaşıdır. Kıyamet günü olduğunda namaz kılanların üzerine bir gölgeliktir. Başına taçtır. Bedenine elbisedir. Önünde giden nurdur. İnsanlarla arasına getirilen bir perdedir. Rableri huzurunda mu'minlerin hüccetidir. Mizanda ağırlıktır. Sıratta geçiştir. Cennete anahtardır. Çünkü namaz tesbihtir, hamttır, tâzimdir, kırât ve duadır. Hasılı faziletli amellerin tümü, vaktinde kılınan namazdadır. (Tenbîhü'l-Gafilîn, 293) Hazret-i Peygamber - sallâllâhü aleyhi ve sellem-, ümmetine bu beş vakit hususunda şöyle buyurur:Allâh Teâlâ buyurdu ki; "Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım. Kendi katımda verilmiş bir söz vardır. Kim o namazları tam vaktinde kılarsa, onu mutlaka cennete sokacağım. Kim de o namazları korumazsa, katımda ona verilmiş hiçbir söz yoktur.
Alıntı
DUALARIMIZ FİLİSTİN'E.....
|

İnsanın yüreğine akıyor acısı
Evet bazı çocuklar vardır hayallerinde mavi denizler, beyaz bulutlar, uçurtmalar...
Bazı çocuklarda vardır hayal bile kuramazlar...
Karınları açtır, midelerinden gelen gurultular onları uykularından uyandırır...
Savaşın içinde silahlarla oynarlar...
Babaları siper olur ama engel olamaz yaşamların kayıp gitmesine...
Bir damla göz yaşı içinde bir tutam gülüşe hasret çocuklar...
Hayalleri olmayan, hayalleri çalınan çocuklar...Onların suçu ne?...

Her şeyden evvel Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdediyor,
Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa'yı salât ü selamla bir kere daha
yâdederek huzûr-u İlahi'de el açıp yakarıyoruz:
Rabbimiz! Bizleri ve dünyadaki bütün müslümanları muhafaza buyur, buyur ki Sen biricik
koruyucumuzsun..
dünyanın bütün kötülüklerinden,
bizim için ar vesilesi olabilecek durumlardan ve ahiret azabından koru..
koru ki, Sen bizim korkup endişe ettiğimiz şeylerin üstesinden gelebilecek kadar
büyük ve ulusun!.
Ey Rabbimiz! Ancak Senin inayetinle bozguncuların şerlerini
defedebiliriz. Kötü kimselerin fenalıklarından sığınabileceğimiz,
kafirlerin ve münafıkların hile ve hud'alarından korunmak için dayanabileceğimiz
Senin kapından başka kapı da yoktur.
Ey, bir belaya maruz kaldıklarında sabırları, lutfedilen nimetlerkarşısında da
şükürleri pek az olan biz zayıf ve çaresiz kulların Rabbi!
Filistinde zulüm gören kardeşlerimizin zulümlerinin sona ermesini nasip et RABBİM.
Dünyanın feci ve korkutan hadiseleri ve dehrin musibetleri karşısında bize
inayeteyle; kafirlerin ve fesatçıların şerlerinin bize ulaşmasına mani ol.
(AMİN)
Bütün dualarımız FİLİSTİNDEKİ KARDEŞLERİMİZ için....


|
Alıntı
SICAK ÇÖLLERDE BİR KUM TANESİ...
|
 
SICAK ÇÖLLERDE BİR KUM TANESİ
Bu sıcak çöllerde bir kum tanesi Olsaydım ayağın bassaydın bana Gözyaşım vuslatın son bahanesi
Güz yüzlüm özlemim bitmiyor sana...!
Salavat ettikçe gözlerim dolar Ey ezelde mevcut,ebedideki yar Mecnun olup gezsem hep diyar diyar Ey Nebi özlemim bitmiyor sana...!
Gülden hastır kokun burnumda tüter Aklım Medine'de, korkarım yiter Sen "ümmet" dedikçe varlığım titrer Resulüm özlemim bitmiyor sana...!
Geceler gün olmaz düşümdesin sen Her irkilişimde işimdesin sen İçtiğim suyumda aşımdasın sen Ey Nebi özlemim bitmiyor sana...!
Kalbim çırpınıyor andıkça seni Rabbim şefatinden ayırma beni Aklımı devşirdim ben yeni yeni Resulüm özlemim bitmiyor sana...!
O kutlu beldene bir gelebilsem Nur cemalin ile aşk alabilsem Kevser havuzunda pul olabilsem Gül yüzlüm özlemim bitmiyor sana ...!
Ey sevgili resul yandıkça yandım Bir rabbime bir de sana inandım Sanmasınlar sakın dünyaya kandım Ey Nebim;özlemim bitmiyor sana...!
|
Alıntı
KAÇTIĞIM YER KENDİM...!
|
KAÇTIĞIM YER KENDİM
Rüzgâr kuvvetli estiği zamanlarda insanlar şiddetini kesmek ve de korunmak için set örerlermiş karşısına. Bundan faydalanmayı akıl edebilenler ise yel değirmenleri inşa ederlermiş. Böylece rüzgârın yıkıcı gücünü olumluya çevirmeyi becerirlermiş. Fakat bazen hayatta karşılaştığımız rüzgârlar o kadar yoğun, o kadar şiddetli ve o kadar üst üste oluyor ki; bırak yel değirmeni inşa etmeyi, elinle yaptığın rüzgârgülünü tutacak kadar bile takatin kalmıyor. Şu kesin ki hayattan ne kadar çok beklentin olursa o kadar çok hayal kırıklığına uğruyorsun. Beklediklerinle buldukların arasındaki fark, derin üzüntü yaşamana neden oluyor ister istemez. Mücadeleci olman bile fark ettirmiyor kimi zaman. Pes ediyorsun bazen, yılıyorsun. Değirmen yapmak için bile yüzleşmekten korkuyorsun rüzgârın uğultusuyla. Set örmek daha bir kolay geliyor nedense. Zaman ilerledikçe kaçmayı kovalamaktan ve de mücadele etmekten daha bir benimser oluyorsun hiç karakterinde olmasa bile… Hayatta en çok korktuğum şey duygu erozyonuna uğramaktı. Zamanla hiçbir şey hissedememekten çekindim hep. Yılgınlıklarımın umutlarımın üstünü örtmesinden ürktüm. Ama acımasızlıklar ve kederler üst üste gelince ben de ben olmaktan çıkıyorum galiba. Daha bir katı oluyorum hayata karşı. Daha bir duygusuz oluyorum ister istemez. Daha bir tahammülsüz… Olgunlaşmanın koşulu ağlamakmış demek ki diyorum. Ne kadar çok ağladıysan o kadar çok olgunlaşmış oluyorsun. Anlıyorum ki aynı dili konuşanlar değil; aynı duyguları paylaşabilenler anlaşabiliyor sadece. Ve aynı dili konuştuğun insanların etrafında olabilmesi de gün geçtikçe zorlaşıyor. Görünen gerçek, gerçekte görünen de olmayabiliyor üstelik. Kimi zaman mutlu görünüyorsunuz etrafa; oysaki yapabildiğiniz en iyi şey mutluluk rolü yapmak oluyor o an. İçin kemiriliyor; ama sen yine de üstüne yapışmış olan rolü oynuyorsun. Sana yüklenen misyonunun gerektirdiğini... Bazen çok sevdiğin bir fotoğrafı ortadan ikiye ayırıyorsun. O anki ruh halin seni hiç fark etmediğin bir yere bırakıveriyor. Öyle şeyler oluyor ki bazen hafızanı yitirmiş gibi hissediyorsun. Yaşadıklarının kendi hayatından bir kesit olup olmadığını düşünüyor; idrak etmeye çabalıyorsun. Sonra da “yanlış nerde ve kimde” diyorsun. Ya da “yarımdı, olmadan bitti” diye avutuyorsun kendini. O an yaptığın şey hafızanı siliyor ve seni bilmediğin bir yere ve duruma sevk ediyor. Geçmişinle geleceğinin kesiştiği nokta ise bugünün oluyor. Ve gücün yettiğince her şeye sil baştan başlıyor. Yeniden, hatta bazen yeniden deniyorsun. Fakat bir bakıyorsun ki hep en baştasın… İyice fark ediyorum ki gidene ağlamıyor çoğu zaman insan. Gidenin giderken koparttığı yer oluyor daha çok ağlatan, orada bıraktığı yara oluyor kalbimize iğneleri vuran. Aitlik hissin kayboluyor tamamen. Yaşadığın yere de zamana da ait hissedemiyorsun kendini. Çekip gitmek istiyorsun; kendinden bile... Seni hayata bağlayan hiçbir şey kalmıyor birden. Yaşamak anı, günü, ayı, yılı… zevk vermez oluyor. Kendinden kurtulup kendine kaçıyorsun yeniden. Aslında bindiğin gemi de vardığın liman da kendi yüreğinde demirli… Kelimelerin hepsi aynı aslında, önemli olan içtenliğinde ve karşı tarafın yüklediği anlamda yatıyor. Ve sana o anlamı yakalatacak olanda buluyorsun kaybettiğin kendini… Cesaret de sevgi gibi; gelişmesi için umut gerekiyor…
|
December 16 Alıntı 29 Ocak 2007 BİLMELİSİN Kİ... Bilmelisin ki .. Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.
Bilmelisin ki ... Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.
Bilmelisin ki ... Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında, çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.
Bilmelisin ki ... Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da!
Bilmelisin ki ... Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok, ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
Bilmelisin ki ... Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil.
Bilmelisin ki ... Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.
Bilmelisin ki ... Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.
Bilmelisin ki ... Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.
Bilmelisin ki ... Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.
Bilmelisin ki ... İki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.
Bilmelisin ki ... Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.
Bilmelisin ki ... Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor... (Can Yücel) ************************************************************************************************************ YAŞAM Yaşam, iki kısımdan oluşur; Brüt yaşam - Net yaşam. Brüt yaşam, dogumdan ölüme kadar geçirdigimiz süredir. Net yaşam ise, kendimizle ve sevdiklerimizle yaşayabildigimiz, başkasının normallerine uymadıgımız, içimizdeki sesi dinledigimiz ve kendi kanatlarımızla yükselip, çook uzaklara uçabildigimiz süredir. Lütfen yaşam vergileri kaçırıp, net yaşamınızda, brüt rakamınızı yakalayın. Net yaşamınızı da sapına kadar harcayın. Bankalarda, buzdolaplarında, sandıklarda saklamayın. Devretmeyin, ödünç vermeyin, ertelemeyin. Sıfır kilometre kanatlarınız, bomboş bir bordroyla, arkanızda, bu denizleri, bulutları, agaçları, müzikleri, aşkları, dostlukları, kavgaları, gözyaşlarını, o güzelim güneşi, kedileri, kuşları, balıkları, dagları, fotografları, Antep işi lahmacunu, damardan tuzlamayı bırakarak çekip gidivermeyin. Başka cennet yok. Cennet burada, içinizde, yanınızda, az ötenizde. Hoparlörde, kagıtta, bisikletin pedalında, pabucunuzun altında, Sırtınızdaki çantada, termosta, Küt küt ölünceye kadar atacak kalbinizin tam ortasında. (Yalçın Ergir) ****************************** Her şey, ama HER ŞEY emek ister... Hiçbir emek boşa gitmez, ama hiçbiri. Gitmiş gibi gözükse de, farkına varılmadan ölünse de. Sevişmek de emek ister, dövüşmek de, öğrenmek de, öğretmek de, ulaşmak da... En kolay gözden çıkarttıklarındır, sana sunulmuş olanlar, hazıra kondukların, bir damla ter dökmeni gerektirmeyenler. Belki daha "sana ait"tir; pili her an bitebilecek radyonda nihayet bulabildiğin bir cızırtılı kanal - yanında zaten dinlemen için açılmış her daim açık, pırıl pırıl yayından, tıklım tıklım otobusle varabildiğin - bir "gönder" tuşuyla ulaştığından, parmaklarınla bulduğun toplam - bilgisayarındaki karmaşık sonuçtan, ya da kaçırdığın kız - "evlen" diye tutturulandan. Bu yüzden en değerli hediyelerdir; eğri büğrü de olsa, kusurlu da olsa, bir emek, bir yürek ürünü olanlar, bir parmağın izi gibi, ilmik ilmik elde dokunmuş bir halı gibi eşi bulunmayanlar. Bu yüzden en değerli ilişkilerdir; başta olmasa bile, sürdürülmesi çaba gerekentirenler. Bu yüzden bir öpücükten, bir horoz sesinden sonraki en güzel uyanıştır; bir zahmet kurmazsan çalışamayacak, sabaha kadar tik taklarla düşlerini bekleyecek bir çıngıraklı saatle uyanmak (ve onu duvara atip, zembereklerini toplamak). Ulus'tan, el yazısı tabelasındaki “A”sı eğri yazılmış bir saatçiden, pazarlıkla çıngıraklı bir saat aldim; pili kalbim olan, her gün benimle doğan. Her şey, ama HER ŞEY emek ister. Uyumak bile, uyanmak bile emek ister. Yaşamak da emek ister, adam gibi yaşayarak ölmek de emek ister. (Yalçın Ergir) ******************************************************************************************** ESKİ AŞKLAR - Seni seviyorum; seni çok seviyorum - Ben de seni; ben de seni çok seviyorum... Değil o iki insanın arasına şu iki satırın arasına bir şey girebilir mi? Ama girer işte girdiği için de, “eski aşk” oluverir karşındaki Artık hiç görmese de göremese, görmemesi gerekse de “eski aşkları”yla yaşar insan düşleriyle geçip gider zaman Hiç konuşmasa, konuşulmasa adı bile geçmese, silgilerle silinse de gittikçe dolan kartvizitinde çoluk çocuk tatil dönüşünde bir ödül töreninde bol yıldızlı bir gecede gözlerin önünden geçiveren film şeridinin soluk karelerinde başucunda sevdiklerin, son nefesinde mutlaka bir “eski aşkı” vardır insanın ayakkabısında taş, yüreğinde yara olan yeri doldurulamayan... (Yalçın Ergir) **************************************************************************************** Hoşgeldin masumiyet.
Biliyorum kapıdasın, uzun yoldan geldin; biraz yorgun, biraz aç, kapıyı çalmak üzeresin.
En son geçen yüzyıl, bir Eylül sabahı görmüştüm seni; çok özlemişim, nerelerdeydin?
Sen gitmeden önce de azdı kazancımız ama daha mutluydu yuvamız.
Sayısallaşmamıştı henüz sevdamız, umutlarımız; doğum , dersane - ölüm diye üçe bölünmemişti hayatımız.
Daha basitti sözlerimiz, küçüktü hesaplarımız; kurşun kalemle çizgili sayfalara yazılırdı borçlarımız.
Eski, siyah beyaz bir Türk filmi;
sıradan, kıt kanaat geçinen ama birbirlerine son derece düşkün aileleri, delikanlı taksi şoförleri, bomboş Boğaz sırtları, kabarık saçlı mahcup kızları, kötü ama yeri geldiğinde son derece vicdanlı adamları, çekimden sonra evlerine belki de hep aynı koltukta otobüsle dönen ,zengin, anaları,
hep masumiyet, hep masumiyet...
Film bittiğinde ve sen karelerini, beyaz perdeni toplayıp gittiğinde, bizler derin uykudaydık.
Gözlerimizi açtığımızda, filmin ikinci yarısında değil, bambaşka bir filmin tam ortasında, on sekiz yaşından küçüklerin girebildiği ancak masumiyetin alınmadığı, kara camlı bir salondaydık.
Ayrı ayrı oturtulmuştuk. Bizim mahalleden olmayanlarla, rengarenk başka senaryoları, başka hayatları, başka aşkları, başka kahkahaları izliyorduk. Hoşgeldin masumiyet; nicedir özlemişim seni.
İyi ki geldin.
İyi ki kapının önünde, biraz yorgun, biraz aç, yanında bembeyaz perden, kapıyı çalmak üzeresin;
iyi ki dışarıda duyduğum tıkırtı sensin.. (Yalçın ergir)
|