SEMİH's profilesemih adlı kullanıcının ...PhotosBlogListsMore Tools Help

semih adlı kullanıcının alanı

SEMİH

Occupation
Location
TANIYINCA ÖĞRENİRSİNİZ

Custom HTML

No content has been added yet.
Photo 1 of 23
Photo 1 of 23
No list items have been added yet.

Video

No content has been added yet.

Custom HTML

No content has been added yet.
No list items have been added yet.

Windows Media Player

Custom HTML

No content has been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
by 
by 
by 

Sandbox

Loading...

Sandbox

Loading...

Video

No content has been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
Photo 1 of 23
Photo 1 of 23
No list items have been added yet.
March 12

Konuşulan konu BACIMIN BAŞ ÖRTÜSÜ GÜL KOKAR

 

Alıntı

BACIMIN BAŞ ÖRTÜSÜ GÜL KOKAR

Image Hosted by ImageShack.us

Bacılarımızla uğraşanların kalpleri örtülü,bacılarımız ise başları örtülü Gül yüzlülerin kirini gülsuyu kokan gözyaşları alır...Ve damla damla gül dökülen ellerde gül kokusu kalır...


Tohumu eken bilir,

Göz yaşın döken bilir,

Gül kadrin diken değil,

çileyi çeken bilir,


Ve ey gözyaşım,

Bulutuna sadık yağmurlar gibi gel, ve kadim bir dostu uğurlar gibi git,geceyi içine döken tomurcukların yeşiliyle gel; goncayı açılsın diye bekleyen bülbülün diliyle git,bülbüller konan dallarda yaprak gibi gel, ve derinlerde bendini yıkan bir ırmak gibi git.Pişmanlık dolu yüreklerden sancılarla git...

Ve ağlamaktan korkma gözüm!..Ağla ki kirlenmiş olan vicdanın gözyaşınla yıkansın....
Ağlamak hassas ruhların ferahlama gayreti ve vicdan da yanan ateşi göz yaşlarıyla söndürme hamlesidir.

MADEM Ki GöZYAşI BiR KUTLU DEMDiR...AğLAMAYI BiLEN GöZLER içiN O BiR ERDEMDiR..



Bir ateş düşünün, dumanı âh ile çıkar da külleri göz yaşına karışır ya Hayat bir mum alegorisidir hani, mumun başındaki yanış gözde yaş olur da gözyaşı alevle barışır ya Alev can ipliğini yakınca, acıdır ki, bedenini eritir de mumun, su ile alev birbiriyle yarışır ya


Gözyaşıdır ki yıkayarak yakar, yakarak yıkar. Arıtır ve eritir; temizler ve gizler Fazilettir,diyettir.Bu yüzden denilir ki gözyaşı yiğitler kârıdır ve civanmertler vakarıdır.

şaire unuttuğu mısrayı bir gözyaşı hatırlatır, şehrazad üveyikler uçuran acıları bir gözyaşı anlatır. Sancılı damarlarda ölümcül çılgınlıkları gözyaşıdır okuyan satır satır. Toplasan gözyaşlarını âşıkın, dalgalı bir deniz olur; süzülürken bağrından, yakar geçer iz olur. Yalnız doğar gibi her insan, yalnız akar her damla ve yağmur yağmur gözyaşıyla ıslanır nisan.En son, yağmur kuşları konar kuşpalazı çocukların salıncaklarına, gözyaşı şefkat olur.



BENiM DAVAM BEşERi DEğiLKi üMüDiM KIRILGAN OLSUN

Bütün boşluklarını sen doldurdun ömrümün söylenmedik sözler yerine sen vardın yanımda. Sevdaya dair yeminlerden sonra sen vardın. Köhne zamanın direnci adına, acı çağların yaşlısı ve genci adına yine sen vardın. Dikenler gülden habersiz iken, gözler dilden de fersiz iken; zamanından geriye düşmüş acılar için, mânâda biçimleri yitiren sancılar için; aynalarda eriyen sırlardan taşarak, ucu kıyamete çıkan asırları aşarak; gerçekten daha gerçek kelamlarda ve Güzeller Güzelinden vuslat müjdeli selamlarda sen vardın Hep sen vardın...

Bir gözyaşı, gül mevsiminde güle karşı akarsa aşk olur adı; sevgiyi damıtır en derin yerinden. Suçlardan sonra tenha gecelerde akarsa tevbedir tadı; gönülleri arıtır en kara kirinden. Madem ki gözyaşı bir kutlu demdir, elbette bir erdemdir.

Bir gözyaşı, bir cevherdir ateşten kaynayan ve alev gibi yanan. özü sudur ama avuçta bir yalım, gönülde bir yangin olur.

Güzel gören güzel düşünür.Güzel düşünende hayatından lezzet alır...

Konuşulan konu PEYGAMBER EFENDİMİZ(S.A.V.) BUYURUYOR Kİ !

 

Alıntı

PEYGAMBER EFENDİMİZ(S.A.V.) BUYURUYOR Kİ !

Image Hosted by ImageShack.us



Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki:Namaz, yüce ve büyük olan ALLAH'ın rızasını kazandırır. Meleklerin sevgisine nail eder. Peygamberlerin yoludur. Mârifet nurudur. îmanın aslıdır. Duanın icabetine vesiledir. Amelleri makbul kılar. Rızka bereket getirir. Vücuda rahatlık verir. Düşmanlar üzerine silahtır. Şeytanı uzaklaştırır. Ölüm meleği ile musallî arasında şefaatçidir. Kabirde kandildir ve orada yaygıdır. Münker ve Nekir meleklerine cevaptır. Kıyamete kadar kabirde can yoldaşıdır. Kıyamet günü olduğunda namaz kılanların üzerine bir gölgeliktir. Başına taçtır. Bedenine elbisedir. Önünde giden nurdur. İnsanlarla arasına getirilen bir perdedir. Rableri huzurunda mu'minlerin hüccetidir. Mizanda ağırlıktır. Sıratta geçiştir. Cennete anahtardır. Çünkü namaz tesbihtir, hamttır, tâzimdir, kırât ve duadır. Hasılı faziletli amellerin tümü, vaktinde kılınan namazdadır. (Tenbîhü'l-Gafilîn, 293) 
Hazret-i Peygamber - sallâllâhü aleyhi ve sellem-, ümmetine bu beş vakit hususunda şöyle buyurur:Allâh Teâlâ buyurdu ki; "Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım. Kendi katımda verilmiş bir söz vardır. Kim o namazları tam vaktinde kılarsa, onu mutlaka cennete sokacağım. Kim de o namazları korumazsa, katımda ona verilmiş hiçbir söz yoktur.

 

Konuşulan konu DUALARIMIZ FİLİSTİN'E.....

 

Alıntı

DUALARIMIZ FİLİSTİN'E.....
 
 

Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us

 

 İnsanın yüreğine akıyor acısı


Evet bazı çocuklar vardır hayallerinde mavi denizler, beyaz bulutlar, uçurtmalar...

Bazı çocuklarda vardır hayal bile kuramazlar...

Karınları açtır, midelerinden gelen gurultular onları uykularından uyandırır...

Savaşın içinde silahlarla oynarlar...

Babaları siper olur ama engel olamaz yaşamların kayıp gitmesine...

Bir damla göz yaşı içinde bir tutam gülüşe hasret çocuklar...

Hayalleri olmayan, hayalleri çalınan çocuklar...Onların suçu ne?...

Image Hosted by ImageShack.us


Her şeyden evvel Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdediyor,

 Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa'yı salât ü selamla bir kere daha

 yâdederek huzûr-u İlahi'de el açıp yakarıyoruz:

Rabbimiz! Bizleri  ve dünyadaki bütün müslümanları muhafaza buyur, buyur ki Sen biricik

koruyucumuzsun..

dünyanın bütün kötülüklerinden,

bizim için ar vesilesi olabilecek durumlardan ve ahiret azabından koru..

 koru ki, Sen bizim korkup endişe ettiğimiz şeylerin üstesinden gelebilecek kadar

 büyük ve ulusun!.


Ey Rabbimiz! Ancak Senin inayetinle bozguncuların şerlerini

 defedebiliriz. Kötü kimselerin fenalıklarından sığınabileceğimiz,

 kafirlerin ve münafıkların hile ve hud'alarından korunmak için dayanabileceğimiz

 Senin kapından başka kapı da yoktur.

 
Ey, bir belaya maruz kaldıklarında sabırları, lutfedilen nimetler
karşısında da

şükürleri pek az olan biz zayıf ve çaresiz kulların Rabbi!

Filistinde zulüm gören kardeşlerimizin zulümlerinin sona ermesini nasip et RABBİM.

Dünyanın feci ve korkutan hadiseleri ve dehrin musibetleri karşısında bize

inayeteyle; kafirlerin ve fesatçıların şerlerinin bize ulaşmasına mani ol.

(AMİN) 


Bütün dualarımız FİLİSTİNDEKİ KARDEŞLERİMİZ için....

Image Hosted by ImageShack.us

 

 Image Hosted by ImageShack.us

Konuşulan konu SICAK ÇÖLLERDE BİR KUM TANESİ...

 

Alıntı

SICAK ÇÖLLERDE BİR KUM TANESİ...
 

 

df6458a9.gif picture by ira_098df6458a9.gif picture by ira_098df6458a9.gif picture by ira_098

 

SICAK ÇÖLLERDE BİR KUM TANESİ


Bu sıcak çöllerde bir kum tanesi
Olsaydım ayağın bassaydın bana
Gözyaşım vuslatın son bahanesi

Güz yüzlüm özlemim bitmiyor sana...!

Salavat ettikçe gözlerim dolar
Ey ezelde mevcut,ebedideki yar
Mecnun olup gezsem hep diyar diyar
Ey Nebi özlemim bitmiyor sana...!

Gülden hastır kokun burnumda tüter
Aklım Medine'de, korkarım yiter
Sen "ümmet" dedikçe varlığım titrer
Resulüm özlemim bitmiyor sana...!

Geceler gün olmaz düşümdesin sen
Her irkilişimde işimdesin sen
İçtiğim suyumda aşımdasın sen
Ey Nebi özlemim bitmiyor sana...!

Kalbim çırpınıyor andıkça seni
Rabbim şefatinden ayırma beni
Aklımı devşirdim  ben yeni yeni
Resulüm özlemim bitmiyor sana...!

O kutlu beldene bir gelebilsem
Nur cemalin ile aşk alabilsem
Kevser havuzunda pul olabilsem
Gül yüzlüm özlemim bitmiyor sana ...!

Ey sevgili resul yandıkça yandım
Bir rabbime bir de sana inandım
Sanmasınlar sakın dünyaya kandım
Ey Nebim;özlemim bitmiyor sana...!

 

60924.gif picture by ira_098   

                                                                                                                                                                                                                                                                                 

                 

                                                                                                                                                                                                                       

Konuşulan konu KAÇTIĞIM YER KENDİM...!

 

Alıntı

KAÇTIĞIM YER KENDİM...!
 

 

Image Hosted by ImageShack.us

        

KAÇTIĞIM YER KENDİM


Rüzgâr kuvvetli estiği zamanlarda insanlar şiddetini kesmek ve de
korunmak için set örerlermiş karşısına. Bundan faydalanmayı akıl edebilenler
ise yel değirmenleri inşa ederlermiş. Böylece rüzgârın yıkıcı gücünü
olumluya çevirmeyi becerirlermiş. Fakat bazen hayatta karşılaştığımız
rüzgârlar o kadar yoğun, o kadar şiddetli ve o kadar üst üste oluyor ki;
bırak yel değirmeni inşa etmeyi, elinle yaptığın rüzgârgülünü tutacak
kadar bile takatin kalmıyor.
Şu kesin ki hayattan ne kadar çok beklentin olursa o kadar çok hayal
kırıklığına uğruyorsun. Beklediklerinle buldukların arasındaki fark,
derin üzüntü yaşamana neden oluyor ister istemez. Mücadeleci olman bile
fark ettirmiyor kimi zaman. Pes ediyorsun bazen, yılıyorsun. Değirmen
yapmak için bile yüzleşmekten korkuyorsun rüzgârın uğultusuyla. Set örmek
daha bir kolay geliyor nedense. Zaman ilerledikçe kaçmayı kovalamaktan
ve de mücadele etmekten daha bir benimser oluyorsun hiç karakterinde
olmasa bile…
Hayatta en çok korktuğum şey duygu erozyonuna uğramaktı. Zamanla
hiçbir şey hissedememekten çekindim hep. Yılgınlıklarımın umutlarımın üstünü
örtmesinden ürktüm. Ama acımasızlıklar ve kederler üst üste gelince ben
de ben olmaktan çıkıyorum galiba. Daha bir katı oluyorum hayata karşı.
Daha bir duygusuz oluyorum ister istemez. Daha bir tahammülsüz…
Olgunlaşmanın koşulu ağlamakmış demek ki diyorum. Ne kadar çok ağladıysan o kadar çok olgunlaşmış oluyorsun.
Anlıyorum ki aynı dili konuşanlar değil; aynı duyguları paylaşabilenler anlaşabiliyor sadece. Ve aynı dili konuştuğun insanların etrafında
olabilmesi de gün geçtikçe zorlaşıyor. Görünen gerçek, gerçekte görünen
de olmayabiliyor üstelik. Kimi zaman mutlu görünüyorsunuz etrafa; oysaki
yapabildiğiniz en iyi şey mutluluk rolü yapmak oluyor o an. İçin
kemiriliyor; ama sen yine de üstüne yapışmış olan rolü oynuyorsun. Sana
yüklenen misyonunun gerektirdiğini...
Bazen çok sevdiğin bir fotoğrafı ortadan ikiye ayırıyorsun. O anki ruh
halin seni hiç fark etmediğin bir yere bırakıveriyor. Öyle şeyler
oluyor ki bazen hafızanı yitirmiş gibi hissediyorsun. Yaşadıklarının kendi
hayatından bir kesit olup olmadığını düşünüyor; idrak etmeye
çabalıyorsun. Sonra da “yanlış nerde ve kimde” diyorsun. Ya da “yarımdı, olmadan bitti” diye avutuyorsun kendini. O an yaptığın şey hafızanı siliyor ve
seni bilmediğin bir yere ve duruma sevk ediyor. Geçmişinle geleceğinin
kesiştiği nokta ise bugünün oluyor. Ve gücün yettiğince her şeye sil
baştan başlıyor. Yeniden, hatta bazen yeniden deniyorsun. Fakat bir
bakıyorsun ki hep en baştasın…
İyice fark ediyorum ki gidene ağlamıyor çoğu zaman insan. Gidenin
giderken koparttığı yer oluyor daha çok ağlatan, orada bıraktığı yara oluyor
kalbimize iğneleri vuran.
Aitlik hissin kayboluyor tamamen. Yaşadığın yere de zamana da ait
hissedemiyorsun kendini. Çekip gitmek istiyorsun; kendinden bile... Seni
hayata bağlayan hiçbir şey kalmıyor birden. Yaşamak anı, günü, ayı, yılı…
zevk vermez oluyor. Kendinden kurtulup kendine kaçıyorsun yeniden.
Aslında bindiğin gemi de vardığın liman da kendi yüreğinde demirli…
Kelimelerin hepsi aynı aslında, önemli olan içtenliğinde ve karşı
tarafın yüklediği anlamda yatıyor. Ve sana o anlamı yakalatacak olanda
buluyorsun kaybettiğin kendini…
Cesaret de sevgi gibi; gelişmesi için umut gerekiyor…

 

Image Hosted by ImageShack.us 

 

 

December 16

Konuşulan konu 29 Ocak 2007

 

Alıntı

29 Ocak 2007
BİLMELİSİN Kİ...

Bilmelisin ki ..
Duvarda asılı diplomalar
insanı insan yapmaya yetmez.

Bilmelisin ki ...
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa,
anlam yükü o kadar azalır.

Bilmelisin ki ...
Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında,
çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.

Bilmelisin ki ...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!

Bilmelisin ki ...
Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Bilmelisin ki ...
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan
ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.

Bilmelisin ki ...
Ne kadar yakın olursa olsunlar
en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.

Bilmelisin ki ...
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Bilmelisin ki ...
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

Bilmelisin ki ...
Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

Bilmelisin ki ...
İki kişi münakaşa ediyorsa,
bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

Bilmelisin ki ...
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.

Bilmelisin ki ...
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun,
pişmanlığın uzun yıllar sürüyor...
                                                                                         (Can Yücel)
************************************************************************************************************
YAŞAM

  Yaşam, iki kısımdan oluşur; Brüt yaşam - Net yaşam.

  Brüt yaşam, dogumdan ölüme kadar geçirdigimiz süredir.

 Net yaşam ise, kendimizle ve sevdiklerimizle yaşayabildigimiz, başkasının normallerine uymadıgımız,

içimizdeki sesi dinledigimiz ve kendi kanatlarımızla yükselip, çook uzaklara uçabildigimiz süredir.

Lütfen yaşam  vergileri kaçırıp, net yaşamınızda, brüt rakamınızı yakalayın.

 

Net yaşamınızı da sapına kadar harcayın. Bankalarda, buzdolaplarında, sandıklarda

saklamayın. Devretmeyin, ödünç vermeyin, ertelemeyin.

 

Sıfır kilometre kanatlarınız, bomboş bir bordroyla, arkanızda, bu denizleri, bulutları, agaçları, müzikleri,

aşkları, dostlukları, kavgaları, gözyaşlarını, o güzelim güneşi, kedileri,

kuşları, balıkları, dagları, fotografları, Antep işi lahmacunu, damardan tuzlamayı bırakarak

çekip gidivermeyin.

 

Başka cennet yok. Cennet burada, içinizde, yanınızda, az ötenizde.

Hoparlörde, kagıtta, bisikletin pedalında, pabucunuzun altında,

Sırtınızdaki çantada, termosta,

Küt küt ölünceye kadar atacak kalbinizin tam ortasında. (Yalçın Ergir)

****************************** 

  Her şey, ama HER ŞEY emek ister...

  Hiçbir emek boşa gitmez, ama hiçbiri. Gitmiş gibi gözükse de, farkına varılmadan ölünse de.

  Sevişmek de emek ister, dövüşmek de, öğrenmek de, öğretmek de, ulaşmak da...

  En kolay gözden çıkarttıklarındır, sana sunulmuş olanlar, hazıra kondukların, bir damla ter dökmeni gerektirmeyenler.

  Belki daha "sana ait"tir;

pili her an bitebilecek radyonda nihayet bulabildiğin bir cızırtılı kanal - yanında zaten dinlemen için açılmış her daim açık,

pırıl pırıl yayından,

tıklım tıklım otobusle varabildiğin - bir "gönder" tuşuyla ulaştığından,

parmaklarınla bulduğun toplam - bilgisayarındaki karmaşık sonuçtan,

ya da kaçırdığın kız - "evlen" diye tutturulandan.

 

Bu yüzden en değerli hediyelerdir; eğri büğrü de olsa, kusurlu da olsa, bir emek, bir yürek ürünü olanlar, bir parmağın izi

gibi, ilmik ilmik elde dokunmuş bir halı gibi eşi bulunmayanlar.

 

Bu yüzden en değerli ilişkilerdir; başta olmasa bile, sürdürülmesi çaba gerekentirenler.

  Bu yüzden bir öpücükten, bir horoz sesinden sonraki en güzel uyanıştır;

bir zahmet kurmazsan çalışamayacak,

sabaha kadar tik taklarla düşlerini bekleyecek bir çıngıraklı saatle uyanmak (ve onu duvara atip, zembereklerini toplamak).

 

Ulus'tan, el yazısı tabelasındaki “A”sı eğri yazılmış bir saatçiden, pazarlıkla çıngıraklı bir saat aldim;

pili kalbim olan, her gün benimle doğan.

 

Her şey, ama HER ŞEY emek ister.

Uyumak bile, uyanmak bile emek ister.

Yaşamak da emek ister,

adam gibi yaşayarak ölmek de emek ister. (Yalçın Ergir)

 ********************************************************************************************

  ESKİ AŞKLAR

   - Seni seviyorum; seni çok seviyorum

   - Ben de seni; ben de seni çok seviyorum...

 

Değil o iki insanın arasına

şu iki satırın arasına bir şey girebilir mi?

 

Ama girer işte

girdiği için de, “eski aşk” oluverir karşındaki

 

Artık hiç görmese de

göremese, görmemesi gerekse de

“eski aşkları”yla yaşar insan

düşleriyle geçip gider zaman

 

Hiç konuşmasa, konuşulmasa

adı bile geçmese, silgilerle silinse de

gittikçe dolan kartvizitinde

çoluk çocuk tatil dönüşünde

bir ödül töreninde

bol yıldızlı bir gecede

gözlerin önünden geçiveren

film şeridinin soluk karelerinde

başucunda sevdiklerin, son nefesinde

 

mutlaka bir “eski aşkı” vardır insanın

ayakkabısında taş, yüreğinde yara olan

  yeri doldurulamayan... (Yalçın Ergir)

****************************************************************************************

  Hoşgeldin masumiyet.

Biliyorum kapıdasın, uzun yoldan geldin;
biraz yorgun, biraz aç,
kapıyı çalmak üzeresin.

En son geçen yüzyıl,
bir Eylül sabahı görmüştüm seni;
çok özlemişim, nerelerdeydin?

Sen gitmeden önce de azdı kazancımız
ama daha mutluydu yuvamız.

Sayısallaşmamıştı henüz sevdamız, umutlarımız;
doğum , dersane - ölüm diye üçe bölünmemişti hayatımız.

Daha basitti sözlerimiz, küçüktü hesaplarımız;
kurşun kalemle çizgili sayfalara yazılırdı borçlarımız.

Eski, siyah beyaz bir Türk filmi;

sıradan, kıt kanaat geçinen
ama birbirlerine son derece düşkün aileleri,
delikanlı taksi şoförleri,
bomboş Boğaz sırtları,
kabarık saçlı mahcup kızları,
kötü ama yeri geldiğinde son derece vicdanlı adamları,
çekimden sonra evlerine belki de hep aynı koltukta
otobüsle dönen ,zengin, anaları,

hep masumiyet, hep masumiyet...

Film bittiğinde
ve sen karelerini, beyaz perdeni toplayıp gittiğinde,
bizler derin uykudaydık.

Gözlerimizi açtığımızda, filmin ikinci yarısında değil,
bambaşka bir filmin tam ortasında,
on sekiz yaşından küçüklerin girebildiği
ancak masumiyetin alınmadığı,
kara camlı bir salondaydık.

Ayrı ayrı oturtulmuştuk.
Bizim mahalleden olmayanlarla,
rengarenk başka senaryoları, başka hayatları,
başka aşkları, başka kahkahaları izliyorduk.

Hoşgeldin masumiyet;
nicedir özlemişim seni.

İyi ki geldin.

İyi ki kapının önünde,
biraz yorgun, biraz aç,
yanında bembeyaz perden,
kapıyı çalmak üzeresin;

iyi ki dışarıda duyduğum tıkırtı sensin.. 
(Yalçın ergir)